Tarih/Sanat/Kültür/Bilim/Kişisel Blog

18 Şubat 2020 Salı

Corona Virüs (Covid-19) Biyolojik Silah Mı?

Dünya'yı etkisi altına alan corona virüsü, Çin'in Wuhan kentinde ortaya çıktı ve birçok ülkeye ulaştı. An itibariyle 1873 kişi yaşamını kaybederken, vaka sayısının ise 72.436'ya ulaştığı belirtildi. Peki bu Covid-19 virüsü gerçekten söylendiği gibi yarasa ve yılandan mı bulaştı? Ya da biyolojik bir silah mı? Bu soruların cevaplarını arayacağız.

Öncelikle Çin halkının, aklınıza gelebilecek birçok hayvanı gıda olarak tükettiğini biliyoruz. Virüs'ün hayvanlardan bulaştığı iddiasına gelirsek, bu tarz virüsler zaten hayvanlarda bulunuyor ancak insanlara herhangi bir şekilde bulaşmıyordu. Uzmanların söylediklerine göre covid-19 virüsünün mutasyona uğradığı düşünülüyor. Bu noktaya kadar her şey normal hayvan pazarının bu kadar büyük olduğu bir ülkede virüsün yarasa ve yılanın gıda olarak tüketimi ile bulaşmış olması muhtemel, tabi bu konuda bir netlik maalesef ki bulunmuyor. 


Diğer konu ise covid-19 virüsünün biyolojik bir silah olduğu aynı zamanda nüfus azaltma projesi olarak kullanıldığı da düşünülüyor. David Rockefeller'in 1994 yılında yaptığı insan nüfusu hakkındaki konuşmasında bu durumun sinyallerini vererek Nüfusun azalması gerektiği, insanların ekosisteme zarar verdiği, su ve enerji tüketimi, dünyadaki rezervlerin azalmasının önlenmesi gerektiğini, 2020 yılında dünya nüfusunun 8 milyarı geçeceğini  anlattı. Tuhaf olan ise Covid-19 virüsün'ün 2020 yılında nüfusun en fazla bulunduğu Asya bölgesinden çıkması biraz şaşırtıcı David Rockefeller yaşam sınırının 65'e çıktığını da söyleyerek kendisini bu nüfus azaltma projesine tabi tutmayıp  insanlık için katliam planını utanmadan anlatarak 101 yaşında vefat etmiştir .David Rockefeller’in anlattığı Nüfus azaltma projesinin neredeyse aynısını Bill Gates de söyledi. Bill Gates Vakfı 18 Ekim 2019 yılında kuşlardan geçen corona virüs konusunda ön hazırlık yaparak ilaç patenti alıyor. Alınan bu ilaç patenti kuşlardan bulaşan bir corona virüs ile ilgili, 27 Mayıs 2015 yılında da yabancı bir Youtube kanalı Bill Gates’in konuşmasını yayınlayarak bir çeşit corona virüs'ün İspanya gribinin etkisini getireceğini, sonucunda 30 milyon kadar insanın ölümüne sebep olacağını işaret ediyor. Anlaşılan birileri para kazanmak uğruna insanları denek olarak kullanmaya çalışması söz konusu, bunları gördükten sonra işin ticaret savaşları boyutuna bakmadan olmaz.


Bir televizyon programında Güvenlik Danışmanı Mete Yarar şu sözlerle bu konuyu ifade etti;  "Dünyada en fazla nüfusa sahip Çin ve Hindistan Aynı coğrafya'yı paylaşıyor, İki ülke arasındaki geçişkenlik, ticaret ve insan gidiş gelişi çok yüksek, Çin sağlık hizmetleri açısından ve yaşam standartları olarak çok iyi bir düzeyde iken, Hindistan da bu durum tam tersidir. Neden virüs Hindistan da değil de, Çin de  yayıldı? Çünkü birileri için tehdit Çin, Hindistan değil diyerek sözlerine devam etti. Dünyada ticaret savaşlarından sonra asimetrik savaşları oluşturanlardan bir tanesi de Biyolojik savaşlardır. Virüs'ün 5 yıl daha sürmesi, Çin ekonomisi'nin batma noktasına getireceğini söyledi’’.


Wuhan şehrinin bağlı olduğu Hubei eyaletinde 500 tane küresel şirket var. Aslında Wuhan şehri ve Hubei eyaleti küresel şirketler merkezi olup, dünya ekonomisi için çok önemli rol oynamaktadır. Böyle bir biyolojik silah operasyonu söz konusu ise, sadece Çin’e değil dünya’ya yapılan bir operasyondur. Corona virüsün yayıldığı ülkelere baktığımızda güçlü ekonomilere sahip ülkeleri görebiliriz. Bir diğeri, dünyanın bu denli bir kaosa nasıl tepki verdiğini ölçerek yeni bir biyolojik silah kullanmanın sonuçlarını görmek için yapılmış ve bu sadece büyük bir felaketin ön hazırlığı da olabilir. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ ın herkesin kafasını karıştıran, ‘’Nisan ayında sıcakların başlamasıyla Çin’de ortaya çıkan Covid-19 virüsünün son bulacağını’’ ifade etmesi insanları bir kez daha biyolojik bir silah ile mi karşı karşıyayız sorusunu akıllara getirdi. Emperyalist güçlerin yaşamımızda olumsuz etkilerinin olduğunu unutmamakla birlikte uyanmalıyız! Gerçekler bazen o kadar da uzakta olmayabilir.


NOT : Bu yazı dinlediğim, makalelerini okuduğum güvenlik uzmanlarının analizleri ve şahsi araştırmalarım sonucu ortaya çıkmıştır. Gelişmelere göre her gün güncellenecektir.


9 Kasım 2019 Cumartesi

Siber Saldırı

Bilgisayar ve internet çağının gelişip ilerlemesi ile insanoğlu her zaman olduğu gibi zarar verme alanlarına hakim olmaya devam ediyor. Teknolojik faaliyetler biz insanların yararı için amaçlanıp hazırlanırken, farklı güçler teknolojik aletleri kendi lehine yada devletlerin lehine kullanmaktadır. Bunlar; sisteme sızan, virüs yazan yada bu virüsleri yayınlayan, kişisel bilgi, devletler arası bilgi çalan zarar vermeye odaklanmış ‘HACKER’ diye tabir ettiğimiz kişilerdir.


Günümüzde biz farkında olmadan devletler arası saha savaşları, hızlı bir şekilde siber alana da taşınmış durumda siyasi yaptırımlar, devletler arası krizler, güç gösterileri, teknoloji çalma işlemleri gibi zarar vermeye odaklanmış ve devletleri zor duruma sokan, ekonomik ve psikolojik olarak etkileyen bu oluşumun durdurmamız yada ciddi bir şekilde tedbir almamız gerekmektedir.

(31 Ekim 2019 Gece Gerçekleşen Siber Saldırılar)
    
Türkiye Cumhuriyetine Karşı Yapılan Siber Saldırılar

Ülkemizde siber saldırılar etkili olarak 24 Kasım 2015 tarihinde Rusya Federasyonu Hava Kuvvetleri'ne ait Sukhoi Su-24M tipi uçağın sınır ihlali gerçekleştirmesinden dolayı Türk Hava Kuvvetleri tarafından düşürülmesi sonucu başlayan süreci hepimiz hatırlıyoruz. Siyasi faaliyetlerin başlamasının ardından etkili bir şekilde Rus Hacker Gruplarınca yoğun bir siber saldırıya maruz kalmıştık. Bunun yanı sıra Türkiye Cumhuriyetin’in IŞİD Terör Örgütüne yardım ettiğini iddaa ederek, asılsız suçlamaları ile Anonymous Hacker Grubu tarafından başlatılan Siber Saldırılar sonucunda Bilişim Uzmanlarımız ve Türk Hacker Grupları bu saldırıları bertaraf etmiştir. Türk Hacker Grubu 'Ayyıldız Tim' tarafından Anonymous'un sitesi hacklendi ve sıradaki hedefin ise Rusya olduğunu açıkladılar. Son dönemde Ülkemizin 09.10.2019 da terörü temizlemek ve güvenli bölge oluşturmak için başlattığı Barış Pınarı Harekatı, terörü destekleyen ülkelerin dolaylı yoldan kaybetmesi ve Türkiye Cumhuriyetinin zaferi ile sonuçlanan operasyonun ardından 27.10.2019 tarihinde Garanti Bankası ve Türk Telekom’a DDOS ataklarla saldırı yapıldı. Yapılan saldırıda Garanti Bankası yoğun internet trafiği nedeni ile dijital kanallarda erişim sıkıntısı yaşanıldığını belirtti. Türk Telekom da ise saldırının bertaraf edildiği açıklanırken, Siber Güvenlik Uzmanları tarafından saldırıların engellendiği bildirildi. Birçok ülkeden Siber saldırı almaktayız. Devletimize karşı yapılan etkili saldırıların çoğu ise ABD ve Rusya kaynaklıdır.


(31 Ekim 2019 Gece Gerçekleşen Siber Saldırılar)
                          
Devletimiz ne yaparsa yapsın bu siber saldırıları durduramaz ancak, zarar görmemizi engelleyebilir. Sonuçta ülke içerisinden kaynaklanan bir durum değil, ülke içinden gelen siber saldırıya karşılık verip anında engelleyebilir, sorumlularını bulabiliriz. Dışarıdan gelen tehditlerde bu durum çok farklı, her ne kadar saldırıya karşılık versek bile bu suçu işleyen kişi yada kişileri tespit edip haklarında işlem yapamadıktan sonra hiçbir anlamı yok ve saldırı yapanlara da lütfen saldırmayın diyecek halimizde yok. Bundan dolayı hangi şart altında olursak olalım bu konuya özen göstermeli ve ciddi tedbirler almalıyız.

(05 Kasım 2019 Saat 22.55 de Gerçekleşen Siber Saldırı)

Siber Alanda Ülkemizin Yapması Gerekenler

Öncelikle ülkemizin bu sorun ile mücadele edebilmesi için Siber Güvenlik Uzmanları yetiştirmeliyiz. Ardından Türk Siber Ordusu kurulmalı ve devlete bağlı olarak gelen ataklara karşılık vererek savunma ve saldırı yapmalıdır. İnternet alt yapısına sahip tüm özel sektöre bağlı alanları tedbir ve güvenlik nedeni ile devlet bünyesine dahil etmeli, GSM operatörleri, haberleşme ağları gibi alanlar, özel sektörden çıkmalıdır. Bunlar yapılamıyorsa, Siber Güvenlik Uzmanları bu alanlara yerleştirilip hem işletmenin hem de devletin çıkarlarını korumalıdır. Bu bünyeye sahip tüm özel sektörler sık sık teftiş edilmelidir. Aksi takdirde bu işletmeler çıkarları doğrultusunda hareket edebilir. Devletin özelleştirme düşüncesinden çıkıp bahsi geçen örnekleri kendi bünyesinde toplamalıdır. Ancak bu yapılırsa riski hafifletmiş veya tamamen ortadan kaldırmış oluruz.


NOT: An itibariyle Türkiye Cumhuriyetine karşı siber saldırılar devam etmektedir. Dünyadaki siber saldırıları canlı izlemek için aşağıdaki bağlantıya tıklayabilirsiniz.



26 Ekim 2019 Cumartesi

Kızıl Elma

Türk Mitolojisinde üzerinde düşünüldükçe uzaklaşan ancak uzaklaştığı oranda cazibesi artan ülkeler ve düşleri simgeleyen ifadedir. Kelime anlamında ise; ” ‘Kızıl” Türk kültüründe kıymetli sayılan bir renk, ”Elma” ise bolluk, bereket ve şifa kaynağı olarak görülen bir meyvedir. Oğuz Türklerinde Güneş ve Ay’ı anlatan kızıl topa dayandığı düşünülür. Bu top, ‘muncuk’ adıyla bayrak ve tuğları süsler, bazen zaferin işareti, bazen ise hakimiyetin sembolü ve hedef seçilen yeri ifade etmiştir. Kızıl Elma Konusundaki genel düşünce bu şekilde anlatılır.


Kızıl Elma, ilk kez Oğuz Türklerinde doğduğu ve Ergenekon Destanında Ergenekon’dan Dışarıya çıkma aynı zamanda kaybedilmiş toprakları geri alma amacı ile simgelendiği kabul edilir. Türkistan'dan Hazar Denizi'nin doğusuna gelen Oğuzların ise Hazar kağanının ipek çadırının üzerinde hakimiyetinin ifadesi olarak bulunan altın topu yani Kızıl Elma'yı ele geçirmeyi ülkü edindikleri düşünülür.


Osmanlı Devletinde Kızıl Elma İstanbul’un fethinden sonra yeniçeriler arasında yaygınlaşır. O dönemlerde önemli şehirlerin fethi için kullanılan simgedir. Fatih Sultan Mehmet ile başlayarak III. Selim dönemine varana kadar Türk askerinin “Padişahım, biz senin uğrunda ta Kafdağı'nın ötesine, Kızılelma’ya dek varırız” sözlerini dillerinden düşürmediği ifade edilir. Belgrad’ın alınması (1521), Mohaç Savaşı (1526) ve I. Viyana Kuşatmasında Osmanlı eserlerine göre Kanuni Sultan Süleyman’ın ‘Kızıl Elma’yı eline aldığından’ bahsedilmiştir.


Türkiye’de Kızıl Elma Türk Milliyetçiliğinin imgesi haline gelmiştir. Turan’ı yani Türk Birliğinin idealini sembolize eder. Turan Ülküsü ve Kızıl Elma imgesini bir araya getiren Ziya Gökalp, konuya farklı bir anlam kazandırmıştır. Günümüzde hala daha bu imgeyi konuşup Kızıl Elma neresi diye sormaktayız. Televizyon programlarında, sosyal medyada ve bir çok farklı mecralarda, bu konu net bir sonuça ulaştırılmamış olsa dahi biz Türkler Kızıl Elma’nın neresi olduğunu gayet iyi biliyoruz.


Kızıl Elma, yüzyıllar önce İstanbul, Belgrad, Mohaç Savaşı ve I. Viyana Kuşatmasında Olduğu gibi, günümüzde; Fırat Kalkanı Harekatı, Zeytin Dalı Harekatı (Afrin), Barış Pınarı Harekatıdır. Kızıl Elma sadece fetih kapılarını açan bir sembol değildir. Kanuni Sultan Süleyman’ın deyimi ile; “Kızıl Elma, benim gitmek istediğim yer, işte… Hakk’ın beni göndereceği yer“ söylemi ile ifade etmiştir. Bu Ülkü Güneş’in doğduğu yerden battığı yere kadar olan bütün toprakları hükmetmek ve nizam getirmektir. Kim acı çekiyorsa onun yarasını sarmak, Türk’e İslam’a dert vereni imha edip, derdini başından almaktır. Kızıl Elma fetih kapılarını açan bir araç olduğu gibi mazlumun yanında olmaktır…

Kaynakça


9 Eylül 2019 Pazartesi

Zaman Akıp Geçiyor

     Geçen zamana kapılıp, dünyanın batan gemisine bindik gidiyoruz. Farkında olmadan her saniye kaybediyoruz. Hayatın gerçeklerini, bir gün yok olacağımızı, aile dost arkadaş kavramlarını unutarak yolumuza devam ediyoruz. Sizce doğru mu yapıyoruz? Hayır yanlış yoldayız. Çoktan yarını unutup benliğimizi kaybettik, hatta yavaş yavaş kendimizi de tüketiyoruz. Bu gemi bir gün batacak şu anda su almaya başladı. Amacımız su alan gemiyi tamir etmek. Bunu yaparken de zamanımızı en iyi şekilde kullanmak zorundayız.



      Saat işliyor vakit akmaya devam ediyor. Ben bu yazımın her harfini yazarken dahi saniyeler durmadan ilerliyor . Şimdi harf harf silsem akan zamanı geri alabilecek miyim? Zamana dair hiç bir şey değişmeyecek, giden geri gelmeyecek. Önemli olan bu durumu nasıl değerlendirdiğimiz ve kıymetli vaktimizi nasıl kullandığımız.


      Olumlu olmalıyız. Kendimize, sevdiklerimize daha sıcak, kalp kırmadan aile, eş, dost ortamında geçen zamanı en iyi şekilde değerlendirmeliyiz. Elimizde değil çünkü bir gün yok olacağız. Hiç olmazsa her anın kıymetini bilmeli ve ona göre hareket etmeliyiz. Ufacık bir tebessüm sevgi hoşgörü sadakadır. Bunu unutmadan zamanı içimizde durdurup mutluluğu, hayatın güzel yönlerini yakalayabiliriz.


     İmkan, fırsat bulamayıp yapamadığımız güzel olan ne varsa şu anda listeleyip mücadeleye başlamalıyız. Çünkü zaman işliyor, bizler için çok geç olmadan yola koyulup, yeni kararlarımız ile şu ana kadar geçen her anımızdan daha istekli olmalıyız. Zaman bizim için durana kadar mücadelemize devam edip, hiç olmazsa içimizde tek bir ukte kalmadan gözlerimizi hayata kapatabiliriz… Koymuş olduğum üç noktanın ardından ‘daha söyleyeceğim çok şey var’ ancak zaman yetmeyecek.


31 Ağustos 2019 Cumartesi

Islık Çalan Ok (Mete Han)

       Dünyamızın bu zamana kadar gördüğü ve şahit olduğu en büyük olaylardır savaşlar, geçmişte olduğu gibi günümüzde eksik olmayan savaşların birde teknoloji boyutu vardır. Devletleri orduları hatta halkı tedirgin eden teknolojik oluşumlardır aslında. Bu yazımda günümüz askeri teknolojisinden çok eski çağlara ait bir konudan bahsedeceğim. Türklerin kullanmış olduğu, ‘’Islık çalan ok ucu’’ (Temren).


13. Yüzyıl Islık Çalan Ok Kemikten Yapılmıştır.

      Islık çalan ok ucu ‘’vızlayan, vızıldayan veya çavuş oku’’ olarak adlandırılır. Büyük Hun İmparatoru Mete Han tarafından icat edilmiştir. Madeni ok uçlarının oklara takılması amacı ile meydana gelmiş küçük ama etkili bir teknolojidir. Öldürmekten çok savaşlarda haberleşmek ve sesi ile düşmanı tedirgin etmektir.


Mete Han Dönemi Islık Çalan Ok

     Mete Han, M.Ö 209 yılında Devlet töresini bozan babasını bu ok uçunu kullanarak öldürtmesinden sonra tahta geçmiştir. Dönemine damga vurmuş ve hala daha isminden çok söz ettiren Mete Han Türk birliğini ve beraberliğini saylayan ilk liderdir. Mete Han, askeri deha olmakla beraber mucit bir kişiliğe sahipti. O zekasını ve stratejisini savaş alanlarında birçok kez ispat etmiş, tecrübeleri doğrultusunda kusursuz ıslak çalan ok’u icat etmiştir. Ok’un kullanımına gelecek olursak diğerleri ile aynı olup, aralarındaki tek fark ok yaydan fırlarken çok şiddetli ıslık sesi çıkarması ve sonucunda düşmanın endişelenip korku duygusuna bürünmesi sağlanırdı. Mantıksal olarak bir ok ile sadece bir kişi öldürülebilir, ancak küçük bir sessizliğin ardından ıslık çalan ok ile binlerde düşmanı korkutup, endişelendirip savaş başlamadan öleceklerini düşünmeleri, mağlup olarak savaşa başlamalarına neden olacaktır. Islık çalan ok’u Mete Han’ın rütbeli askerleri kullandığı gibi, Osmanlı Devletinde ise çavuşlar kullanmıştır. Rütbe dizilimine göre ilk oku Mete Han atar ardından ise rütbeli askerleri aynı yöne oklarını göndermeye başlardı. Muazzam bir disiplin ve strateji ile salınan oklar büyük bir ıslık gürültüsü eşliğinde hedefine ulaşırdı.


Moğol Dönemine Ait Islık Çalan Ok

      Türkler her zaman olduğu gibi savaşın efendisi, oyunun kurucusu ve oyunları bozan olmuştur. Görüyoruz ki içsel olarak hala daha aynı özellikleri taşıyor, uygulamaya devam ediyoruz. Türk ırkı ve gerçek müttefikleri endişelenmesin asla ‘’ biz gemiyiz onlar sadece mürettebat, gemi batarsa mürettebat boğulmaya mahkumdur’’…




Ulu Çınar Ağacı (BİR ÇINAR'IN HİKAYESİ)

     Ordu’nun Ünye ilçesesinde Cumhuriyet Meydanında bulunan bu ağaç doğu çınarı (Platanus Orientalis) türündendir. 450-500 yıl olarak kabul edilmektedir. Çevresinin boyu 9 metre iken çapı 3 metredir. 30 metre boyundadır. Çok geniş dalları ile büyük bir alanı çevreleyen ve çevrelediği alana gölgesini bırakan eşsiz bir eserdir.

Ünye Ulu Çınar Ağacı 2019

TARİHİ

        Bir rivayete göre 1461 yılında Trabzon seferinden dönen Fatih Sultan Mehmet Han Ünye’nin şu anki meydanına girer. Burada hiç ağaç olmadığını fark eden İstanbul Fatihi Lalasına dönerek ‘’Lala burada neden hiç ağaç yok? Hemen çadırımın önüne fidan dikilsin buradan tekrar geçmek nasip olursa gölgesinde dinleniriz’’ diyerek çadırın kurulduğu yere çınar ağacı dikilmesini emreder. Dikilen çınar ağacı bu günden sonra birden çok olaya şahit olacaktır. Bu tarihi olaya bakılarak çınarın 558 yıllık olduğu da anlaşılmaktadır.


Ağacın Arasından Görünen Yer Cami Eski Hapishane (İdam Mahkumlarının Kaldığı Yer)


HİKAYESİ

        Çınar’ın dikildiği bölge döneminde meydan olarak kabul edilmiştir. Ünye deki tüm yollar bu çınar ağacına çıkar. Yerel halk çınar’ın altında dinlenir ve gölgesinde oturur. Aynı zamanda buluşma noktasıdır. Arkadaşlar burada buluşur konserler, bayram törenleri ve siyasi mitingler burada yapılır. Önemli etkinliklerin odak noktasıdır. Çınar ağacı’nın dikili olduğu bölge ‘meydan’ olarak kabul edilmesi nedeni ile yerleşim bu alanın çevresinde başlamıştır. Nal, fayton, araba ve korna sesleri, eskiden kurulan pazarın sesleri, çocukların sesleri, banklarda oturup yapılan güzel sohbetlerin şahididir. 1950’li yıllarda 2 gövdeye sahip olan çınar ağaçı’nın bir gövdesine yıldırım düşmesi sonucu parçalanmış ve restorasyon çalışmaları sırasında içi doldurulmuştur. Birden çok sel felaketine tanıklık eden ulu çınar aynı zamanda mahkumları idam ettirmek içinde kullanılmıştır. Ağaç’ın hemen yanında bulunan tarihi cami zamanında hapishane olarak kullanılmıştır. İdam mahkumları buraya getirilir ve idam gününe kadar burada tutulurdu. Mahkumların geceleri çıkardıkları hüzün seslerinin şahididir. Hacı Ali Paşa tarafından yüzlerce mahkum bu çınar ağacında idam edilmiştir.


Ünye Meydan ve Çınar Ağacı 2019

   Hayatı sadece biz insanlar değil bizim gibi diğer canlılarda yaşıyor. Her canlının bir hikayesi vardır. Çiçeğin filizlenip, büyüyüp, arıların durak noktası olması gibi döngüyü devam ettirirler. Zarar vermeden incitmeden hatta döngüye destek olarak devamlılıklarını sağlamalıyız. Olaylara sadece kendi açımızdan değil diğer canlılar açısından da bakmalıyız.

DÜNYADAKİ DİĞER CANLILAR OLMADAN BİZ VAR OLAMAYIZ…

KAYNAKÇA


Catatumbo Şimşekleri (Venezuela)


Çok fazla kişinin haberdar olmadığı bir bilgiyi sizlere ulaştırmak istiyorum. Doğa olayları arasında yer alan aynı zamanda bilim adamlarını şaşırtan olağan üstü bir durum olarak görülen halk arasında Catatumbo Şimşekleri, Dinmeyen Fırtına, Gökyüzündeki Ateş olarak ifade edilen bölgeden bahsedeceğim.



Venezuela'nın Zulia bölgesinde meydana gelen bu doğa olayında geçmişten günümüzü kadar ulaşan Catatumbo Nehri ile Marakaibo gölü üzerinde gerçekleşen şimşekler yılın 140-160 gecesi 10 saat süre ile çakmaktadır. 5 kilometre yüksekte oluşan bu doğa harikası büyük bir akım oluşturmakla beraber şimşek fırtınasına sebep olmaktadır. 400 bin amper olmak üzere şimşeklerin şiddeti yılda ortalama 1 milyon 176 bin elektrik meydana getiriyor.


Venezolana de Noticias haber ajansına göre Maracaibo Gölü’nde biten Zulia bölgesinde Nisan ve Kasım ayları arasında daha fazla şiddetli yağış ve gök gürültüsünün meydana geldini ifade etmiştir. 2010 yılının Ocak ayında kuraklık sebebi ile kaybolan Catatumbo Şimşekleri yerel halkın endişeye kapılmasına neden oldu. Ancak 2010'un Nisan ayında tekrar çakmaya başladı.


Bölgede yaşanan olayları 17 yıldır takip eden Venezuelalı çevreci Erick Quiroga, mevsimsel dengeye bağlı olarak dakikada 18 ila 60, 1 saat içinde 20 bin, yılda ise 1.2 milyon çivarında şimşek çaktığını ortaya çıkardı. Her çakan şimşek 100 milyon ampülü aydınlatacak enerjiyi üretiyor. Bunların yanı sıra 400 kilometre mesafeden izlenebilen şimşekler gemiciler tarafından yön tayin etmekte kullanılıyor.


Catatumbo bölgesi kilometre kare başına düşen 250 şimşek ile Guinness rekorlar kitabına da girmeyi başardı. Bir önceki rekor ise kilometre kare başına düşen 158 şimşekle Demokratik Kongo Cumhuriyetine aitti. Şimşeklerin oluşmasının sebebi And Dağlarından gelen rüzgar ve bataklıklardan yüzeye çıkan metan gazının etkisi sonuçu oluştuğu ifade ediliyor. Ozon tabakası üreten ve yenileyen en etkili bölge olduğu düşünülüyor.





Tarihte Bugün 19/02/1915

I. Dünya Savaşı: Gelibolu muharebeleri başladı. İtilaf devletlerinin Çanakkale'ye denizden yaptıkları saldırı püskürtüldü.

İzleyiciler

Günün Sözü

Kılıç kınından çıkmadıkça it sürüsü dağılmaz. II. Mahmud

TELİF © Serhat Acar TÜM HAKLARI SAKLIDIR

( YORUMLARDA LİNK PAYLAŞMAYINIZ )