Tarih/Sanat/Kültür/Bilim/Kişisel Blog

11 Nisan 2020 Cumartesi

İngilizler’in Anlatımı İle Çanakkale Savaşı

Birkaç yıl önce İngilizler tarafından yorumlanarak Çanakkale Savaşını anlatan bir belgesel izlemiştim. Bu belgeseli tekrar arşivimde buldum ve siz okurlarıma belgeselin yazıya dökülmüş halini sunmak istiyorum. Belgeselde konuşmalar şu şekilde başlıyor; 3 Ocak 1915’de Türklerin Sarıkamış’ta ilerlemesinden panikleyen Çar, müttefiklerin Osmanlı Devletine saldırması konusunda ısrar etti. İngiltere bunu kabul etti. Döneminin Birleşik Krallık Başbakanı Winston Churchill’e göre, ‘bu tarihteki en büyük seferberlikten biridir. İstanbulun doğu için olan önemini düşünün Londra, Paris ve Berlin’in batı için olan öneminin hepsinden daha fazladır. Ele geçirilmesinin ne demek olduğunu düşünün’ diyerek anlatmıştı. Bu savaşın gidişatını değiştirebilecek bir müdahaleydi. Almanya’nın doğuya giden yolunu kesebilir, Balkanların kilidi ve Karadeniz üzerinden Rusya’nın önü açılabilirdi. Ama ilk önce donanmanın Çanakkale Boğazını zorlaması gerekecekti. Fransa, Akdeniz’de inisiyatif almak için İngiltere’nin itirazlarına rağmen donanmaya katılmakta ısrar etti. 18 Mart 1915’de Fransız ve İngiliz gemilerinden oluşan donanma boğaza saldırdı. Fransız Amiral Emile Guepratte ‘gemi, büyük kalibreli birçok mermi ile vuruldu. Taret devre dışı kaldı ve tüm mürettebat öldü. Alevler hiç bir şeyi ayırmıyordu. Birkaç dakika önce gözü pek ve cesur genç askerlerimiz karbonla karartılmış çıplak çeliğin üzerinde yatan iskeletlere dönüştü’ dedi.

Belgeselin devamında ise Türk mevzileri karşı ateşten zarar görmemişti. Müttefik gemiler çok kolay hedeflerdi. Çanakkale de Müstahkem Kurmay Başkanı olarak görev yapan Selahattin Adil Paşa, ‘’Batarya komutanı Rıfat Bey’e ateşi arttırmasını söyledim. Mermiler düşman gemilerinin güvertelerinde patlıyor’’ dedi. Hasarları oldukça büyük. Fransız savaş gemisi Bouvet, mayına çarptı. O gün 3 savaş gemisi battı 3’ü kullanılamayacak, 4’ü de hasarlı duruma geldi. Müttefikler 700’ün üzerinde kayıp verdi. Osmanlı İmparatorluğu için olağanüstü bir zaferdi. Müttefikler tekrar saldırdı ve bu sefer donanma, çıkartma birliklerini destekleyecekti. Anzaklar olarak bilinen Avustralya ve Yeni Zellanda ordu birlikleri Fransız ve İngiliz askerlerine katıldı. Anzaklar, sonradan uydurulan efsanelerin aksine, taşradan gelen dayanıklı tipler değillerdi. Çoğu, anavatanları için savaşan ilk jenerasyon şehirli İngiliz göçmeniydi. Beyzade Kerim gibi Türkler ise bunun vatanları için bir ölüm kalım savaşı olduğunu biliyorlardı. Bir Türk askerinin mektubunda şu sözler yazılmıştı. ‘’İnancım, vatanım ve sevgili İstanbul’um için kendimi feda edeceğim. Atalarımın ruhuna, masum yavrumun hayatına sevgili karımın onuruna uzanan elleri kıracağım. Bir İngiliz kadar katı kalpli olacağım. Seni selamlıyorum gözümün nuru İstanbul. Ölmek üzere olan bizler sana elveda diyoruz…

25 Nisan 1915’de 70.000 askerden oluşan taburlar Gelibolu yarımadasına çıktı. Er Robert Atkinson bugüne kadar ki en büyük deniz çıkartmasına tanıklık etti. ‘’Taburlar yedekte kıyıya çekilen küçük botlarla çıkartma yaptılar. Korkunç bombardımanın sesiyle yuvarlanan kayalar Türkleri şaşırttı. Donanmanın topçuluğu mühteşemdi. Dehşet bir manzara. Bu benim ilk muharebemdi’’ dedi. Anzaklar yanlış yere çıkarma yapmışlardı. 8.000 asker dik tepelerle çevrili, dar ve uzun bir kumsalda savaşıyorlardı. Oraya Anzak Koyu adını verdiler. Türkler, bizi topçu ateşiyle karşıladı ve hepimizi denize püskürttüler. Çok azımız vurulmuştu sahilde düzen kaybolmuştu tam bir karmaşa yaşanıyordu. Anzak Koyu çıkartmasında fazla kayıp verilmişti. Yeni Zellandalı William Malone, Avustralyalı subayları beceriksizlik ve budalalıkla suçladı. General Braund’un savunma pozisyonu, planı yoktu tek yapabileceğimiz, taburları tepenin ötesindeki ormana götürmeye çalışmaktı. Avustralya ve Yeni Zellandalılar’ın milliyetçilikleri Türk tepelerinde artmıştı. A.H Darnel (Avustralyalı Teğmen) ‘’Dünyanın bu bölgesi bizim olacak’’ şarkısı söylüyorduk. Yeminler ederek cesurca tepeye hucüm ettik. Bazı yerler o kadar sarptı ki ancak sürünerek tırmanabildik. Makinalı tüfek ateşiyle yere düşenlere bakmadan devam ettik. Heyecan verici bir vahşetti.

Savunma, Almanya Generali Liman Von Sanders’e bırakılsa Anzaklar’ın işi bu kadar zor olmayacaktı. Asla gelmeyecek bir taarruz için birlikleri 9 mil geride konuşlandırılmıştı. Ama 34 yaşındaki Türk Subay Mustafa Kemal, Conk Bayırının tepesine çıkmış askerlerinin kaçtığını ve Anzak taburlarının yaklaştığını görmüştü. ‘’Niye kaçıyorsunuz?’’ diye sordum. ‘’Düşman efendim’’ dediler. ‘’Düşmanda kaçmamalısınız.’’ ‘’Cephanemiz kalmadı’’ dediler. Süngülerini takmalarını ve yere yatmalarını emrettim. Biz yere yatınca düşmanda yere yattı, Zaman kazanmıştık. Mustafa Kemal kesin bir emir yayınladı. ‘’Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve komutanlar gelecektir.’’dedi. Enver Paşa’ya Alman dostlarını lanetleyen öfkeli bir mektup yolladı. Liman Von Sanders ordumuzu da ülkemizi de tanımıyor ve durumu doğru dürüst inceleyecek zamanı da yok kalpleri ve ruhları bizim gibi vatanın savunulması ile dolu olmayan Von Sanders liderliğindeki Almanlara güvenilmemesi konusunda ısrar ediyorum. Türkler, Anzakların çıkartmasını kontrol altına aldılar. Gelibolu Mustafa Kemal’i bir kahraman yaptı. 8 yıl içinde ülkesinin lideri oldu ve Türklerin Atası anlamına gelen Atatürk ismini aldı.

İngiltere’nin V kumsalındaki çıkarması daha kötü gitti. Plan, kömür ambarı bile tıka basa asker dolu olan River Clyde gemisinin hızla kıyıya gitmesiydi. Ama Türk ateşine maruz kalan gemi, karaya oturdu. Bir Türk askeri, ‘’Düşman komutanları, askerleri rampalardan aşağıya gönderiyorlardı ama ateşimizden kaçamazlardı. Ateşimiz çok etkiliydi. Düşmanı denize döküyorduk. V kumsalı, balık sürüsü düşman cesetleri ile dolmuştu. Akan kanlardan denizin rengi değişmişti’’ dedi. Diğer çıkarmalar iyi gitti ama başarılardan faydalanılamadı. General Sir Ian Hamilton komutasındaki müttefik harekatı grupları arası iletişimsizliğin kurbanı oldu. Batı cephesinde olduğu gibi iki taraf da şiddetli mevzi savaşına başladı. Fransız Subay Jean Giraudoux savaşın vahşete döndüğünü görmüştü. ‘’Avustralyalılar Türkleri katlediyorlar bir Avustralyalı, Türkler’in ulusal düşmanları olduğunu’’ söyledi. Gelibolu’daki şartlar korkunçtu. Aşırı sıcak, dondurucu soğuk, yetersiz su. Binbaşı Burge’un annesine yazdığı mektup; Saygıdeğer Madam kana susamış 2 milyon Türkten yaklaşık 180 metre uzakta elimde kalemim, korkusuzca oturuyorum. Onlarla aramda 1.8 metrelik sert toprak olduğunu söylemeyi unuttum güneş yakıyor ve çok susadım. İçilebilecek tek şey pis kuyudan gelen ve sanki kuyuda katır ölüsü varmış gibi tadı olan su. Nasıl olduysa bize verilen arıtma tabletleri çok iyi, suyun tadını sanki kuyuda iki ölü katır varmış gibi yapıyor.

Bir Türk Mektubu; Yüzbaşı Mustafa Muhammed’den soylu eşi Ayşe’ye. Ayşe, sabah yıldızım, tüm bunların bitmesi için Allaha dua ediyorum. Sevgili İstanbul'umuzun harap, evlerimizin yanıp kül olduğunu görebiliyorum. İngilizler çok inatçı ve ölümden korkmuyorlar. Çok acımasızlar, karanlıktaki kurtlar gibi bizi izliyorlar. Gündüz de şeytan gibi üstümüze çullanıyorlar. Bu aşağılık savaşa neden girdik? Ayşe, güneş batıyor, artık ibadet etmek için iznini istemek zorundayım. Allah seni korusun Ayşe, Keşke evde olsaydım da aşkımı sana gösterebilseydim. Mustafa’nın mektubu Ayşe’nin eline hiç geçmedi. Bir İngiliz askeri tarafından ölü bedeninde bulundu. Türkler bir öğlende 10.000 adam kaybetti. Yaza girildiği için ölülerin kokusu dayanılmaz olmuştu. En sonunda ölüleri gömmek için ateşkes ilan edildi. Türk askerinin çoğu okur yazar değildi. Yaşadıkları şarkılarda anlatıldı...

En büyük katil hastalıklardı özelikle de tifüs ve dizanteri. İngiliz Kraliyet Donanmasından Joe Murray, ‘’Eski dostum zeki dürüst bir askerdi. 10 gün kadar sonra kalçasının üzerinde ağır ağır gittiğini gördüm onu tuvalete ( helaya) indirmeye çalışıyorduk. Ne olduğunu anlamadan birden 30 cm genişliğindeki hendeğe yuvarlandı. Onu dışarıya çıkaramadık, hiç gücümüz kalmamıştı. Kendi pisliğinde boğuldu, orada öldü.

Yarbay Fahrettin’in babasına yazdığı mektupta söylediği gibi müttefiklerin azmi zayıflıyordu. Düşman birliklerinin morali tarif edilemeyecek kadar kötü, birliklerini gemiye bindirip bir gece gidecekler… Bunu 20 Aralık 1915’de yaptılar. Nöbetçi Subay olan İzzettin Bey sabah 3’de ayaktaydı. ‘’Birçok fırkateyn ve askeri nakliye gemisi geldi. Yeni bir saldırı olduğunu düşündük ama tersine İngilizler kaçıyordu. Hiç bir ümitleri kalmamıştı. Allah'ın iradesi ile zafer bizimdi.’’ Türk birlikleri terkedilmiş müttefik mevzilerine girdiler. Geri çekilen müttefiklere ateş etmediler, sadece gittiklerini görmekten mutluydular. 9 korkunç aydan sonra, Gelibolu tepeleri sessizleşmişti. İki taraf yaklaşık 250.000 kayıp verdi ama Türkler için bu zaferdi. Düşman çekildikten sonra İstanbul bir ucundan diğer ucuna süslendi, geceleri minareler kandillerle aydınlatıldı. Herkes neşeliydi, solgun yüzler gülmeye başlamıştı İstanbul hayata geri dönmüştü.

Not: İngilizlerin anlatımı ile Çanakkale Savaşını eksiksiz yazmaya çalıştım. Yazarken manevi olarak zor anlar yaşadığımda oldu. Bu savaşın ne kadar zor şartlarda kazanıldığının ve Türkiye Cumhuriyetinden başka vatanımızın olmadığının farkına varılması dileği ile sağlıcakla kalın…

Siyah beyaz tarihi resimler TSK Arşivi ve En Son Haber alınmıştır.


0 Yorum:

Yorum Gönderme

Tarihte Bugün 05/06/2000

İranlı yazar Huşang Golşiri 63 yaşında. İnsan hakları konusundaki çalışmaları nedeniyle 1999'da Eric Maria Remarque Ödülü'nü kazanmıştı.

İzleyiciler

Çeviri / Translation

EnglishFrenchGermanItalianPortugueseRussianSpanishTurkish

TELİF © Serhat Acar TÜM HAKLARI SAKLIDIR

( YORUMLARDA LİNK PAYLAŞMAYINIZ )